20 Mart 2015 Cuma

Zamane Dergisi: ALL

Bizim evde daha önceki ayın dergileri bitmemişken yeni dergiler alınır. Nasıl bazı markaların vitrinleri karşı konulamaz ise, kitapçıların dergi reyonlarından da hiç eli boş dönmem ben. Biraz da kişi kendinden bilir yanlışı yaptığımdan belki, sektörde basılı yayın reklamlarını hala savunanlardanım. Ancak bu artık "nostaljik" bile sayılabilecek keyfime rağmen moda bloglarının gücüne de saygı duyduğum, herhalde önceki yazılarımı okuduysanız, inkar edilecek bir gerçek değil.

Sonuç olarak ortada ciddi bir savaş olduğu da belli. İşin ciddiyetini markaların davetlerinde gazeteci takımı ile moda bloggerlarını ayırma telaşından da anlayabilirsiniz. Hiçbirimiz dekupe görsellerimizi oraya buraya sıkıştırtmaya çalışırken, "şekerim gencecik, resmen çocuk bunlar, alt tarafı bir siteleri var, iki takıştırıyorlar, biraz da güzeller diye nasıl benimle aynı masaya oturtursun bunları?" serzenişleriyle uğraşmak istemiyoruz. Sonuçta gönlümüzde dergi sayfasının yeri de (bütçesi de), blogger kombinin yeri de (bütçesi de) ayrı.

İşe dergicilik yönünden bakarsanız ise ortada moda blogları ile sınırlanamayacak bir dijital dünya baskısı olduğu aşikar. Ayakta kalmak, zamana ayak uydurmak her sektörde olduğu kadar, belki basılı yayında biraz daha sert mevcut...

Girizgahım beni doğru yere yönlendirebildiyse, mevz-u bahsimiz zamana ayak uyduran bir dergi: ALL.



ALL dergisi yayın hayatına başladığında iletişimini düşük ücreti ve alışveriş dergisi olma fikri ile yaptı. Mağazalarda kasa yanında satılan dergi olma imajını kırabilmek için ise sonradan çok uğraştı. İçeriğini genişletti ve kadrosunu yeniledi, uzun bir süredir de kalitesini ve "moda dergisi" segmentine dahil olduğunu okuruna (tüketicisine) anlatmaya çalışıyor. Bana sorarsanız da, karşılanabilir moda içeriği ile doğru yolda ilerliyor.

Bu yazıya konu olan ALL yeniliği ise bunlardan farklı ancak çok da bağımsız olmayan bir farklılık: ALL, 2015 sayıları itibariyle tüm yazar ve editörlerinin isimleri yanında instagram hesaplarını da paylaşmaya başladı.

Takip edecek yeni ve farklı isimler arayışında olan çoğu modasever ve "wannabe" için hemen dikkat çekici olan bu uygulama aynı zamanda bloggerlara açılan savaşta da çok doğru bir hamle. Zira dergiciliğin "cenerik" imajına karşı moda bloglarının "kişisel" imajı çok ciddi puan kazanıyor-du.

"Maritsa'nın / Billur'un kendi seçimi, kendi beğendiği ürün" fikrinin ciddi bir gücü var. Hatta konu etkileyiciliğe ve satışa dönüşen PR'a geldiğinde, sıralama çoğu zaman şöyle:




X dergisi kombin sayfası < X dergisi öneriyor
Editörün seçimi sayfası < Y blogger kombini




Bu bağlamda dergi editörlerinin isimlerini dergiciliğe ilgi duymayan ya da moda sektöründe çalışmayan kişiler pek de önemsemezken, ALL'un hepsine bir internet kişiliği kazandırması ve instagram hesapları ile sadece derginin değil, isimlerin de reklamını yapması önemli bir hamle.

7 Mart 2015 Cumartesi

Giorgio Armani Si ve Bloggerlık Müessesesi

Blog mecrası pazarlama iletişiminin yükselen değeri - fazla söze gerek yok.

Lüksten mass segmente kadar neredeyse her marka takipçilerden yararlanmak istiyor. Moda blogları ile de ATL iletişime kıyasla çok daha uygun bütçeli ve en önemlisi hedefi 12'den vurabilen kampanyalar gerçekleştirmek mümkün. Kampanyaların başarısında rol oynayan etmenler ise mecra sahibi deneyimi ve markayı anlayıp, doğru temsili, markanın doğru yönlendirmesi, doğru ürün-blogger eşleşmesi, sürdürülebilirlik ve de inandırıcılık.

Şöyle ki, hatrı sayılır bir kitle bloggerlık işinin de bir iş olduğundan ve iletişimi yapılan çoğu ürünün ücret karşılığında seçildiğinden haberdar - hatrı sayılır bir kitle de değil tabii. Hiçbir instagram paylaşımında "bu bir reklamdır" ibaresini görmediğimizden ve sadece bazı bloggerlar CV oluşturma telaşıyla sitelerine Projeler segmentini eklediğinden, blog mecrasının en büyük gücü olan "benim blogum, benim seçimim" duygusunu yaratabilmek markalar için hem çok değerli, hem de çok önemli - olmalı!

Bu bağlamda hem markaya hem de bloggera çok iş düşüyor. Markaların iletişim tekrarı konusunda inandırıcılık sınırını geçecek ısrarlarda bulunmamaları, bloggerların da kendi tarzlarını iletişime mutlaka dahil etmeleri gerekiyor. Örneğin Billur Saatçi, sevmediği, beğenmediği hiçbir markanın tanıtımını yapmayacağı algısını çok iyi oluşturan ve her projesine mutlaka offnegiysem ruhunu katan bir blogger. Diğer taraftan, basın bülteninindeki cümlelerin üzerinde birazıcık oynayarak blog postu oluşturan bloggerlar, tek bir post ile tüm itibarlarını sarsacaklarının bilincinde olmalılar...


 
 


Markaların en büyük iki yanlışı ise tekrarı. Outdoor çalışması yapar gibi blog bütçesini ne kadar blogger varsa aralarında bölmek, "bloggerın kendi seçimi" duygusunu öldüren yegane hata. Örneğin belli bloggerlar ve onların tarzları ile eşleştirdiğimiz ürünlerin algısı kafalarda rahatça (ve de doğru bir şekilde) oluşurken, instagramda, her parmak hareketinde tekrarını gördüğümüz ürünler hedefi vurmuyor, hedefi kaçırıyor. Bu yazının ilham kaynağı olan "artık çantadan kenarı gözükmüş Si parfümü görmekten içim bayıldı" cümlesi tarafımdan bir toplantıda (hem de markamız için hangi blogger ile çalışsak toplantısında) duyulmuş gerçek bir cümle - ve bir "çaba boşa gitmiş" örneği.

Giorgio Armani'nin Si isimli parfümü için üretilen içeriklerin neredeyse hepsi kişisel ve tümü çok başarılı. Ancak, hele ki parfüm gibi kişisel bir ürün söz konusuyken, aynı anda tüm bloggerların bu ürün ile çalışmış olması, kampanya yanlış mecradaymış hissi veriyor. Outdoor çalıştığınızda yer seçersiniz ama olabildiğince yayılırsınız, televizyon çalıştığınızda saat ve program seçersiniz, hedef yine geniş bir kitledir. Ancak bloggerlar güçlerini isimlerinden, tarzlarından, kişiselliklerinden alırlar. Dolayısıyla AB grubu, üçüncü Si instagram paylaşımından sonra herhangi bir bloggerın Si koktuğundan bile şüphe duyar; marka akılda kalır (kesinlikle!) ama mecra tamamen yanlış kullanılmış ve çalışma boşa gitmiş olur: Herkeste aynı hashtag var ise #onunfavoriSi #bununfavoriSi esprisine yazık olmaz mı?

Hakikaten kuzum, Bloggerları neden seviyorduk biz?

4 Mart 2015 Çarşamba

İpekyol SS15: Bardot Göndermesi

**Scroll down for English**

İpekyol bu sezon (SS15) dördüncü kez kampanya görsellerini Mert & Marcus'a emanet etmiş. İlk görüşte mesajını net bir şekilde ileten ve 60'lı yılların seksi feminenliğini, Brigitte Bardot göndermesi ile sunan görseller bu netliği ile rakiplerinden sıyrılıyor.



SS15'e temkinli giren ve yaza yumuşak bir geçiş yapan çoğu tekstil markasının aksine İpekyol yaz güneşini kalbinden vurmuş ve ilanları henüz ilkbahar sezonundaki dergiler ile başlatmış. Buna ek olarak, tekstil dünyasını 70'lerin bohem feminizmi kavururken, kendine ilham olarak 60'ların seksi feminenliğini seçmesi de, İpekyol'un dikkat çekiciliğini pekiştiriyor.

Sonuç olarak, ilk görüşte Mert & Marcus kalitesini yansıtan görseller, diğerlerinden kolayca sıyrılarak dikkat çekiyor.

Benden yıldızlı pekiyi.




ENGLISH:

This season (SS15), Ipekyol has chosen to work with Mert & Marcus for the fourth time. The collaboration created visuals that clearly - and aesthetically - send the campaign's messages: Sexy femininity of 60s, Brigitte Bardot as the inspiration and clear retro looks.

Textile brands usually act wary when the seasons change. If you look around you will see that most of the campaign visuals depict spring, instead of bright summer days. Ipekyol, on the other hands, has chosen to use bright sun light - as it would suit Ms. Bardot's 60s. Also the collection valiantly prefers femininity of 60s instead of the latest trend of bohemian feminism of 70s. This creative decision that accommodates with Ipekyol's general vision of "serving to femininity," provides another visibility to brand and its campaigns.

I would mark the exam paper with A+

3 Mart 2015 Salı

Bugün Bir IT GIRL Kolay Yetişmiyor: Kendall ve Cara

** Scroll down for English **

Amerikan popüler kültürünün biricik ailesi Kardashianların genç üyesi Kendall, yaklaşık bir senedir, klişe tabirle "podyumlarda bir fırtına gibi esiyor."

Annesi daha 16 yaşındaki Kendall'a birkaç moda çekimi ayarladığında ve Kendall model olmayı ne kadar istediğini söylemeye başladığında çok da ileri görüşlü olmayan tüm popüler kültür hayranlarının gözünün önündeki örnek ablalarıydı: Popüler bir soyadın zamanla popüler bir isme evrilmesi, çok sıradan bir moda anlayışı, parasını verip iyi markalar giymeceler ama ortalama markaların çekimlerinde ve reklamlarında oynamalar.

Kendall ise bunun aksini ispatladı.

Marc Jacobs defilesinde, aynı diğer modeller gibi çirkinleştirilmiş suratıyla, göğüslerini açtı ve "kıyafeti taşıdı." Her şey de böyle başladı.



Daha sonra, yüksek segmente ait, onlarca seçici markanın defilesine çıktı, Chanelleri, Balmainleri (hoş, ablasının ve eniştesinin marka elçisi oldukları Balmain'den bahsediyoruz), DKNYleri, Diane Von Furstenbergleri, Sonia Rykielleri ve Dolce & Gabbanaları taşıdı. Yetmedi, Estee Lauder reklam yüzü oldu.



El mahkum, Kendall'ın bir PR değeri var. Ya "ne başarılı oldu" diye ya da "soyadıyla geldi buralara" diye ama mutlaka bir şekilde hakkında konuşuluyor. En basitinden, Balmain'ın Olivier Rousteing sonrası değişimiyle sokaktaki popüler kültür dünyası ile içli dışlı olmasından bahsedilirken adı geçiyor Kendall'ın - ve diğer Kardashianların.

Moda pazarlaması hiç olmadığı kadar sokağa doğru akar, instagram lüks segment için bile en önemli mecralardan biri haline gelirken, yeni IT GIRL'ümüzün Kendall olup olmadığını sorgulamak çok da şaşırtıcı değil:


Benim sorularım ise şunlar: Kendall IT GIRL sıfatını hak ediyor mu? Yoksa IT GIRL tanımımız mı değişti? Haydi her şey yerli yerinde diyelim, Kendall buralarda kalıcı mı?

Vogue Türkiye'nin - bana göre - Kendall'a iltifat etmesinden yola çıkalım ve onlar gibi Cara ile karşılaştıralım Kendall'ı.


Cara yaklaşık 4 senedir hayatımızda ve yine yaklaşık 4 senedir de bir IT GIRL olarak tanımlanıyor. Bugün elinize bir Vogue sayısı aldığınızda kaç farklı markanın reklamında onu gördüğünüze şaşırıyorsunuz; markalar yüzünü eskitmek pahasına kullanıyorlar Cara'yı. Ancak bu bolluğun, Kendall'ın popülerliğinden çok farklı bir sebebi var.

Eski bir Victoria's Secret meleği olan Cara, kanatlarıyla çok da fazla endam-ı arz etmedi çünkü onun çok daha büyük yerlerde gözü vardı. Zira baktığınızda Cara'nın tüm o meleklerden çok daha göze çarpan bir orjinalliği var - bir de çok daha fazla instagram takipçisi! Örneğin Candice klasik güzel kadın imajına birebir uymasından ekmek yerken (kocaman göğüsler, sarı saçlar, elbette ki incecik bir vücut, yusyuvarlak bir popo ve hülyalı bakışlar - 2000'li yıllar güzel kadın imajına hoş geldiniz), Cara hemen hemen her fotoğrafında gözlerini şaşı yapıyor, elinin yan tarafına kabak gibi bir dövmeyle isminin baş harflerini kazıyor (manidar! işte böyle marka olunuyor) ve kamera gördüğü anda şebekleşiyor. Ama işte, Karl'ın yanında Cara yürüyor, DKNY Cara'ya özel kapsül koleksiyon hazırlıyor, Mulberry Cara çantasını satışa sunuyor, Tom Ford ikonik parfümü için Cara'yı soyuyor, Tag Heuer marka elçisi olarak onu seçip görsellerinde dövmesini kullanıyor ve hatun yeni Kate Moss olarak anılıyor.



Tüm bunların tek bir sebebi var, o da Cara'nın sahip olduğu marka değeri: Sokak anahtar kelimesinden hemen sonra kullandığımız anahtar kelime tarz!

Cara boşuna eline baş harflerini kazıtmadı: Onun podyuma da, fotoğraflara da, elçilik yaptığı markaya da sunabileceği bir marka değeri var. Cool, güçlü kadın, çılgın, genç, orjinal, modern, kaliteli gibi anahtar kelimeler Cara'nın adıyla birlikte ekleniyor kampanyalara. Böylece Tag Heuer yeni reklam kampanyasıyla şu ana kadarkinden çok daha genç bir kitleyi hedefine alabiliyor ve yeni reklam yüzü, belki de şu ana kadar kullandığı tüm marka elçilerinden daha fazla katma değer sağlıyor Tag Heuer'e.

Cara'nın yüzü olduğu YSL reklam görsellerinde de, DKNY reklam görsellerinde de elinin CDL markasının, pardon dövmesinin gözükeceği şekilde pozlanması tesadüf olmasa gerek, di mi?



Sonuç olarak, Cara'nın orjinal bir tarza sahip olduğunu, imajını korumak için canla başla ve içtenlikle çabaladığını, ve de o çirkin dövmeleri ile şaşı yaptığı gözlerinin tüm ekmeğini yediğini görmemek için kör olmak lazım. Karşılaştırmanın diğer ucuna gider Kendall'dan bahsedersek ise.. Eee şey, kız çok güzel. Sonra, çocukluğundan beri ünlü. İsminin PR değerinden de bahsetmiştik. Ama işte o kadar. Kendall'ın soyadının ve akrabalık ilişkilerinin hali hazırda ortaya koyduğu değerden öte bir marka değeri yok. Cara ile sosyal hayatında kurduğu yakın arkadaşlığını IT GIRL karşılaştırması ile karıştırmamak gerek.

Unutmamamız gereken bir şey var: (Sürdürülebilir) Marka değeri büyüktür (uçucu) PR değeri.

Zira Kendall'ın IT GIRL olma durumu, bir güncel popüler kültür şişirmesi: Tarzsız, bol görselli ve isimli göz boyama. Eğer sürdürülebilir bir marka değerinden ve hatta bir de IT GIRLlük müessesesinden bahsediyorsak: Kendall'ı sıkı tut Cara, bıraktığın anda düşer!





ENGLISH:

It is well accepted - and undeniable - that Kendall has been like a storm on runways. In the past year, she has walked for Chanel, Balmain (to which her sister and Mr. West are brand ambassadors), DKNY, Diane Von Furstenberg, Sonia Rykiel, Dolce & Gabbana and many more. As if it is not enough, she is now the face of Estee Lauder.
It all started when Mrs. Jenner booked her youngest daughter for a photo shoot and when young Kendall publicly announced that her dream is to be a model. Back then, none of us was expecting luxury brands' runways but instead we were planning to see mediocre photo shoots, expensive piece of clothes to wear in social life but unpopular brands to collaborate with in professional life, and a sisters-alike fame that is brought only by "a popular surname." 
Yet she proved us wrong.
Young Ms. Jenner's name has a non-negligible PR value. Either to say how successful she has became or to say how fake her success is, every job of hers is talked about. And as the fashion moves to street (now more than ever) and as instagram becomes an important media tool even for the luxury segment, we are not surprised when even Vogue declares her as the new IT GIRL of fashion.
Though, one cannot help but wonder: Is Kendall really an IT GIRL? If so, have we changed the definition for IT GIRL recently? And more importantly, is she here to stay?
To answer, let's compare Cara - the ultimate IT GIRL - with Ms. Jenner. This was also how Vogue Turkey has recently honored Kendall...
Cara's reign is undeniable and can-not-be-overlooked. Just take up a magazine and count how many brands have been using her face. The unusual number of her collaborations are in fact not a coincidence - just as Cara's ugly tattoo of her initials on her hand is not. Brands have been using Cara because she has an original style. Her name adds up quality, popularity, style and originality to the campaign's message. Cara is not chosen for her popularity but instead, her original style makes her popular, more importantly boosts her brand value. This is simply why she is the one who walks hand-in-hand with Karl, why Tag Heuer has chosen her as their new brand ambassador and without fear used her signature tattoo as their visual and last but not least, it is simply why she is referred to as the new Queen Kate (Moss).
Kendall, on the other hand, is nothing more than a good model, as she does not add up any personal style or any originality to the products she promote. The mere value she brings is the PR value her name carries.
And not only while comparing Kendall and her beloved friend Cara, describing what an IT GIRL is, and predicting Kendall's future, but also when measuring the "value" of being a fashion model, it should not be forgotten that sustainable brand value beats PR value - always!



1 Mart 2015 Pazar

Modadan Anlayan Deterjan: Perwoll

Moda sektöründe çalışan bir grup kadın dedikodu yapıyoruz. Konumuz bütçelerimizin çok ciddi bir yüzdesinin dergilere ayrılmış olması. Beşimizden üçü, iletişimin satışa yansıması konusunda dergilerin yetersiz olduğunu, al ve pullarına kandığımızı, dergi reklamlarının tüketici üzerinde hiç de etkisi olmadığını savunuyor. Ben ise Vogue daha Türkiye'ye gelmeden, ben okulu bitirmeden ve moda sektöründe çalışmaya başlamadan çok önce kafamda oluşmuş olan Vogue algısını anlatıyorum: Vogue filmlere konu olur, Vogue okumak havalıdır, Vogue moda demektir, değerlidir, bu tam olarak ne demektir bilmeyiz ama "Vogue moda sektörüne yön verir."

Vogue eskiden havalı diye, şimdi en başarılı reklamlar Vogue'a verilir ve belki de daha önemlisi, üniversitede Target, Vogue'a reklam vererek doğru mu yaptı yanlış mı vaka çalışması üzerinde çalıştık diye, pazarlamacı gözüyle okunur Vogue - en azından benim tarafımdan. Bu yüzden, ben de, diğer üç arkadaşımın aksine, "Vogue" markasının, reklam verenlerine sağladığı prestiji savunuyorum. Muhtemelen, son dört aydır bir Vogue reklam vereni olan Kom markası Pazarlama Müdürü'nün bütçesini onaylatmaya çalışırken yaptığı gibi...



Beşinci yılını kutlarken, moda dünyasındaki önemini vurgulamak amacıyla, içeriğini modaya emek vermiş isimlere ayıran Vogue Türkiye'nin, Mart 2015 sayısı reklam verenlerinden biri de Henkel'in deterjan markalarından Perwoll.

Perwoll bir deterjan, yani modanın göz bebeği giysilere sahip olan herkesin (yani hepimizin, daha da önemlisi tüm Vogue okuyucularının) satın alması gereken bir ürün. Bu bağlamda mecra seçimi ve hedef kitle doğru çizgide. Ancak Vogue okuyucusu moda odaklı bir kitle ve baktığı yerde kalite, lüks, etiket ve marka adı görmek istiyor. Pazarlamacıların, fotoğraf meraklılarının ve modada reklamın önemini kavrayanların aksine bir kısım ise künyeden önceki onlarca reklam sayfasını geçiyor, dergide "içerik" görmek istiyor.

Perwoll de muhtemelen bu zıtlıkları düşünerek harekete geçmiş ve Vogue'un tanıtım sayfalarında, bir moda çekimi ile yer almış.






Sonuç öncelikle erişimi ve de wom'u yüksek, mesajını doğru veren bir reklam:

  • Moda her sezon kendini yeniliyor. Yeni kıyafetler, yeni aksesuarlar gardırobumuza ekleniyor. Peki sizin için anlamı olan, vazgeçemediğiniz parçaların yeni gibi görünmesini istemez misiniz? İçerdiği enzimler sayesinde ışığın optimum şekilde yansımasını sağlayarak renklerin ilk günkü parlaklığını koruyan Perwoll Yenilenen + Canlı Renkler sıvı deterjanıyla tanışın. * - Vogue, Mart 2015


Daha da önemlisi ve başarması çok daha zoru ise, reklamın marka konumlamasına sağladığı katkı. Söz konusu çekimde kullanılan ürünler STELLA MCCARTNEY ceket, SERGIO ROSSI ayakkabı, TOM FORD güneş gözlüğü, (muhteşem güzellikte dore bir) DKNY etek, DOLCE & GABBANA çanta gibi lüks markalardan oluşuyor. Perwoll ise arka planda gözüktüğü her anda, hem bu markaların etiketine sahip değerli giysilerinizi (bile!) emanet edebileceğiniz bir deterjan olmuş, hem de bu markalarla aynı cümlede yer alacak "kalite" ve "lüks" algısına sahip olmuş oluyor.



Esprili ancak estetize bir şekilde çamaşırhanede yapılan bu çekimin sonuna bir de çekim arkası sayfası eklenmiş. İnternet sitesinde de "çekim arkası" başlığında, diğer moda çekimlerinden ayrılmadan konumlandırılan bu kısımdaki "Günler süren çalışmanın ardından soğuk bir Şubat sabahı stüdyoda buluştuk" anlatımı daha önce anlamadıysanız bir kez daha bağıra çağıra söylüyor: Biz moda çekimi yaptık; nasıl DKNY eteğimizi yanımıza aldıysak, Perwoll deterjanımızı da aldık, size içerik ürettik.



Vogue'un gözümüzdeki marka değerinden bahsetmiştik di mi?

Bizim aksesuarlar arada kaynamış olabilir, ancak Perwoll kesinlikle bu değerden ekmek yedi - hem de reklam parasına!



ENGLISH:

Chatting with some colleagues, I realized that most of us grumble about the high budget percentage that is allocated to the fashion mag advertisement. Three out of five of the fashion marketing professionals (solely a situational ratio which is based on 1 conversation) believe that the return does not worth the effort, and more importantly does not worth the money spent. It is believed that the mag ads do not reflect on the sales

I, on the other hand, bring up the value of the prestige some magazines (Vogue to be specific) add to the advertiser brands. I can easily talk about the excitement a Vogue issue gave to me long before the first Turkish edition was launched in Turkey, and long before I became an advertiser. When I was a student, Vogue meant fashion, prestige, coolness. At that time, Vogue brought the idea of "knowing about fashion" - and it still does. Hence when we talk about the value of return, gained from a Vogue ad, we have to talk about prestige!

The latest issue of Vogue Turkey includes a creative advertorial, which can be a perfect example to my argument. A detergent brand, Perwoll, uses the opportunity of an advertorial by "faking" a "product placement." The pages include a fashion shoot, with the theme of color blocks and the location of a laundry room. The idea is simple: Even when you need to wash your colorful luxury branded clothing, you can trust Perwoll. What worths to note, more importantly, is the discrete message: Please be my guest when you position Perwoll on the same level with these luxury brands.

Apparently, Perwoll knows fashion: Meet the most prestigious washing-product ever.