Lüksten mass segmente kadar neredeyse her marka takipçilerden yararlanmak istiyor. Moda blogları ile de ATL iletişime kıyasla çok daha uygun bütçeli ve en önemlisi hedefi 12'den vurabilen kampanyalar gerçekleştirmek mümkün. Kampanyaların başarısında rol oynayan etmenler ise mecra sahibi deneyimi ve markayı anlayıp, doğru temsili, markanın doğru yönlendirmesi, doğru ürün-blogger eşleşmesi, sürdürülebilirlik ve de inandırıcılık.
Şöyle ki, hatrı sayılır bir kitle bloggerlık işinin de bir iş olduğundan ve iletişimi yapılan çoğu ürünün ücret karşılığında seçildiğinden haberdar - hatrı sayılır bir kitle de değil tabii. Hiçbir instagram paylaşımında "bu bir reklamdır" ibaresini görmediğimizden ve sadece bazı bloggerlar CV oluşturma telaşıyla sitelerine Projeler segmentini eklediğinden, blog mecrasının en büyük gücü olan "benim blogum, benim seçimim" duygusunu yaratabilmek markalar için hem çok değerli, hem de çok önemli - olmalı!
Bu bağlamda hem markaya hem de bloggera çok iş düşüyor. Markaların iletişim tekrarı konusunda inandırıcılık sınırını geçecek ısrarlarda bulunmamaları, bloggerların da kendi tarzlarını iletişime mutlaka dahil etmeleri gerekiyor. Örneğin Billur Saatçi, sevmediği, beğenmediği hiçbir markanın tanıtımını yapmayacağı algısını çok iyi oluşturan ve her projesine mutlaka offnegiysem ruhunu katan bir blogger. Diğer taraftan, basın bülteninindeki cümlelerin üzerinde birazıcık oynayarak blog postu oluşturan bloggerlar, tek bir post ile tüm itibarlarını sarsacaklarının bilincinde olmalılar...

Markaların en büyük iki yanlışı ise tekrarı. Outdoor çalışması yapar gibi blog bütçesini ne kadar blogger varsa aralarında bölmek, "bloggerın kendi seçimi" duygusunu öldüren yegane hata. Örneğin belli bloggerlar ve onların tarzları ile eşleştirdiğimiz ürünlerin algısı kafalarda rahatça (ve de doğru bir şekilde) oluşurken, instagramda, her parmak hareketinde tekrarını gördüğümüz ürünler hedefi vurmuyor, hedefi kaçırıyor. Bu yazının ilham kaynağı olan "artık çantadan kenarı gözükmüş Si parfümü görmekten içim bayıldı" cümlesi tarafımdan bir toplantıda (hem de markamız için hangi blogger ile çalışsak toplantısında) duyulmuş gerçek bir cümle - ve bir "çaba boşa gitmiş" örneği.
Giorgio Armani'nin Si isimli parfümü için üretilen içeriklerin neredeyse hepsi kişisel ve tümü çok başarılı. Ancak, hele ki parfüm gibi kişisel bir ürün söz konusuyken, aynı anda tüm bloggerların bu ürün ile çalışmış olması, kampanya yanlış mecradaymış hissi veriyor. Outdoor çalıştığınızda yer seçersiniz ama olabildiğince yayılırsınız, televizyon çalıştığınızda saat ve program seçersiniz, hedef yine geniş bir kitledir. Ancak bloggerlar güçlerini isimlerinden, tarzlarından, kişiselliklerinden alırlar. Dolayısıyla AB grubu, üçüncü Si instagram paylaşımından sonra herhangi bir bloggerın Si koktuğundan bile şüphe duyar; marka akılda kalır (kesinlikle!) ama mecra tamamen yanlış kullanılmış ve çalışma boşa gitmiş olur: Herkeste aynı hashtag var ise #onunfavoriSi #bununfavoriSi esprisine yazık olmaz mı?
Hakikaten kuzum, Bloggerları neden seviyorduk biz?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder